Kırmızı aşkın rengi çünkü insan gözünün ve insan beyninin “tehlikeli derecede heyecanlı olan şeye” otomatik kilitlenme refleksine en iyi hitap eden dalga boyu kırmızıdır. Evrimden beri kırmızı iki şeyi temsil eder: sıcaklık ve kan. Sıcaklık demek canlılık demektir. Kan demek hayatta kalma ve agresif enerji demektir. Kırmızı gözümüze çarptığında beynin alarm ışıkları “bir şey oluyor! bu önemli!” diye bağırır. Aşk da zaten tam böyle değil midir? Rasyonel değil. Düzgün değil. Sakin değil. Bir anda ekran bir “ayarm modu”na geçer.
Dahası: kırmızı “seçilme” sinyalidir. Birçok hayvanda dişinin yanak bölgesindeki kızarıklık doğrudan doğurganlık göstergesidir. Erkekte kan dolaşımı arttığında boyun, kulak, yanak hafif kızarır. Bu yüzden insan beyni kızarmayı “romantik aktiflik” diye algılar. Yani kırmızı aslında aşkı temsil etmiyor; aşk zaten kırmızıya dönüşüyor. Biz onu sadece sembolleştirdik.
Kültürel tarafta kırmızı zaten meydan okur. Kırmızı halı: VIP. Kırmızı düğme: büyük karar. Kırmızı ışık: dur, düşün, fark et. Kırmızı ruj: “ben buradayım.” Yani kırmızı sadece bir renk değil, “öncelik yükseltme” aracıdır. Beyne şöyle der: “scroll etmeyi bırak, şu anda bende bir şey var.” Bu yüzden aşkın rengi kırmızıdır. Çünkü aşk da insanın zihninde “akışı durdurur.”
Kısacası kırmızı aşkın rengi çünkü aşk sakin değildir.
Aşk kalp atışıdır.
Aşk alarmdır.
Aşk bildirimdir.
Aşk “read immediately” klasörüdür.
Yani kırmızı temel olarak şunu söyler: “Algı filtrelerini aç, sıradan moddan çık, seni sarsacak bir şey geliyor.”
