Eski insanlarla konuşurken çok acayip bir sohbette denk geldim. Eskiden insanlar açık yaralara diş kiri sürerlermiş. O yıllarda fırçalama olmadığı için dişlerin üstünde bir yemek bakteri katmanı var. Onu alıp yaralara, özellikle açık olanlara sürersek iyi geldiği söyleniyormuş.
Bunu biraz araştırdım.
Şöyle düşünebiliriz:
- “Kir = kuvvet” mantığı (aktarılan güç/geçmiş inancı)
Eski halk tıbbında bedensel artıklara (kir, tırnak, saç, kulak kiri vs.) bayağı mistik anlam yüklenirdi.
- Diş, vücutta “en sert, en dayanıklı” şeylerden biri;
- Onun üzerindeki “diş kiri” de bazen bu dayanıklılığın parçası gibi düşünülmüş olabilir.
Mantık şu olabilir:
“Diş, hayat boyu darbeye, sıcak-soğuğa, yemeğe içmeye dayanıyor; üzerindeki katman da bu gücün parçası. Onu yaraya sürersek, yaranın da dayanıklılığı artar, iyileşir.”
Tamamen sembolik benzetme: Güçlü olan şeyden parça al, zayıf olan yere sür.
- “Benzer benzeri iyileştirir” tipi düşünüş
Birçok geleneksel inanışta şu tip bir akıl yürütme var:
- Sert, dayanıklı, uzun ömürlü olan neyse, onu zayıf/bozulmuş olana uygula.
Diş tartarı çok sert, kazımadan gitmiyor. İnsanlar “vücut üretiyor, demek ki bir işe yarıyor” diye düşünmüş olabilir. - Yara “çürümekte olan et” gibi görülüyor.
- Diş kiri de ağız içindeki “çürümeye direnmiş” bir tabaka gibi algılanıyor.
Yani mantık, bugünün biyolojisiyle değil, o günün sezgisel benzetme dünyasıyla işliyor.
- Yanlış ama anlaşılır bir “antibiyotik” sezgisi
Ağız aslında milyarlarca bakteriyle dolu. Eski insanlar şunu gözlemiş olabilir:
- Ağızda yara çok açılıyor, kanıyor, ama çoğu zaman “kendi kendine” iyileşiyor.
Dolayısıyla şu sezgi doğmuş olabilir:
“Demek ki ağızda yarayı iyileştiren bir şeyler var; demek ki dişin dibi, diş eti, diş kiri falan ‘şifalı’.”
Bu tamamen ters ama o dönem için anlaşılır bir çıkarım:
- Gerçekte, ağzın kronik enfeksiyon yuvası olduğu, diş taşının bakteri plaklarından oluştuğu bilinmiyor.
- Ağızdaki iyileşme, iyi kanlanma ve genel bağışıklık sayesinde oluyor; onlar bunu “oradaki madde şifalı” diye okuyor.
- “Benimkir değil, başkasınınkini sür” – büyüsel mantık
Eğer gerçekten başka insanların diş kiri kullanılıyorsa, işin içinde şu tip büyüsel düşünce de olabilir:
- Başkasının bedensel maddesini al → kendi bedenine sür → o kişiyle bir tür güç/koruma bağı kur.
Bu, tıpkı saç tırnak kullanımına benzeyen bir mantık: - Birinin saçını büyü için saklarsın;
- Burada da “şifalı” sayılan bir maddesini alıp yaraya koyarsın.
İyice halk inancı tarafına kayıyor yani.
- Çok daha basit, ama rahatsız edici bir ihtimal: Saf cehalet
Bazen de işin dramatik bir nedeni yok:
- “Yara var → üzerine bir şey sürmek lazım → elde ne var? → diş kiri.”
Kulağa aptalca geliyor ama tarih, böyle “komple anlamsız” denemelerle de dolu.
Bugün “üstüne diş kiri süreyim” diyen biri olsa, net biçimde: - Enfeksiyon riskini artırır,
- Yaraya yeni bakteri kaynağı taşımış olur,
- Tıbben tamamen zararlı bir hareket.
- Psikolojik tarafı: Acı ve tiksintiyle “ritüel güç”
Bir de şu var:
- İnsanlar, acı verici / iğrenç ritüelleri daha “etkili” hisseder.
Aşıyı, ilaçtan daha ciddiye alırız; ameliyatı, kremden daha etkili görürüz.
Diş kirini yaraya sürmek hem tiksindirici, hem muhtemelen can yakan bir şey.
Bu da şu psikolojiyi tetikleyebilir:
“Bu kadar iğrenç ve acılı bir şey yapıyorsak, boşuna olamaz; mutlaka işe yarıyordur.”
Kendi kendini doğrulayan bir inanç, placebo’nun karanlık versiyonu.
Sonuç:
- Biyolojik olarak bakarsak: Tamamen saçma ve tehlikeli.
- Kültürel/psikolojik olarak bakarsak:
- Dişe atfedilen dayanıklılık,
- Ağızdaki “kendiliğinden iyileşme” yanılgısı,
- Bedensel atıklara mistik anlam yükleme,
- Tiksinti ve acıyı “etkinlik” ile karıştırma,
gibi bir sürü mekanizma birleşip böyle absürt görünen bir uygulamayı üretmiş olabilir.
Modern tıpla baktığımızda bu, “yaran var, üstüne bakteri kolonisi sürelim” demekten farksız. Ama tam da bu tip uygulamalar, insan zihninin nasıl simge, benzetme ve batıl mantık üzerinden sağlıkla oynadığını çok güzel gösteriyor.
